Fransa’daki görgü kurallarını öğrenmek, katı kurallardan ziyade günlük hayatta iletişime doğru başlangıcı yapmayı bilmekle ilgilidir. Bir dükkâna girerken, restoranda otururken veya trene binerken edineceğiniz birkaç basit alışkanlık, yerel halkla ilişkinizi anında daha sıcak hale getirir.
Her ülkenin kendine özgü bir sosyal dinamiği vardır ve Fransa da bu konuda oldukça belirgin bir ülkedir. Uyum sağlamak için kişiliğinizi değiştirmeniz ya da bir kurallar kitabını ezberlemeniz gerekmez. Türkiye’den gelen ziyaretçiler için Fransa’daki bazı nezaket kuralları zaten tanıdık gelecektir: selam vermek, teşekkür etmek, sofrada saygılı davranmak, büyüklerin veya ihtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmek gibi. Ancak Fransa’da bu küçük davranışların günlük hayattaki yeri biraz daha resmî ve görünürdür. Fransa’da görgü kuralları konusundaki bu yazılı olmayan beklentileri anlamak, Fransa seyahatinizi planlarken karşılaşacağınız soğuk ve mesafeli anları azaltır; deneyiminizi çok daha rahat ve keyifli hale getirir.
İçindekiler
- 10 Kurala Geçmeden Önce: Fransa’da Görgü Kuralları Neden Önemli?
- 1. Her Zaman “Bonjour” ile Başlayın
- 2. Temel Nezaket İfadelerini Öğrenin
- 3. Herkesin Türkçe veya İngilizce Bildiğini Varsaymayın
- 4. Dükkan ve Pazar Kuralları
- 5. Fransız Restoranlarında Görgü Kuralları: Bir Yerel Gibi Davranın
- 6. Geleneksel Sofra Adabını Anlayın
- 7. Kamusal Alanlarda Ses Seviyesine Dikkat Edin
- 8. Özenli Giyinin Ama Fazla Düşünmeyin
- 9. Kendi Alışkanlıklarınızı Havalimanında Bırakın
- 10. Sosyal Ortamlara ve Sohbetlere Ayak Uydurmak
- Fransa’da Görgü Kuralları Hakkında SSS
10 Kurala Geçmeden Önce: Fransa’da Görgü Kuralları Neden Önemli?
Gelin şu yaygın önyargıyı hemen aradan çıkaralım: Fransızların kaba olduğuna dair o meşhur inanış. Bu yorum özellikle Paris’e ilk kez giden ziyaretçiler arasında sık duyulur. Oysa çoğu zaman mesele gerçek bir kabalıktan ziyade kültürel alışkanlıkların farklılığıdır.
Fransızların günlük sosyal hayatının temeli nezaket kurallarıdır. Bonjour (merhaba / iyi günler), merci (teşekkür ederim) ve au revoir (hoşça kal) şeklindeki temel üçlüde ustalaşmak işin gerçekten yarısıdır. Her iletişimde aşırı resmî olmanız gerekmiyor ama bu basit selamlaşma ve vedalaşma ifadelerine dikkat etmek, size yardımcı olan kişiye saygı gösterdiğiniz anlamına gelir ve işlerinizi her zaman kolaylaştırır.
Ayrıca, Paris’te ilk kez nerede kalınacağını anlatan merkezi bölgeler dışında İngilizcenin tahmin ettiğiniz kadar yaygın konuşulmadığını da unutmamak gerek. Türkçe bilen birine rastlama ihtimaliniz ise elbette çok daha düşüktür. Bu yüzden İngilizceye ya da çeviri uygulamalarına başvurmadan önce birkaç kelime Fransızca denemek, ortamı yumuşatır. Telaffuzunuz kusursuz olmasa bile, buradaki insanlar bu ilk çabayı genellikle takdir eder.
Sabırsız Fransızlarla Başa Çıkmak
Özellikle Paris gibi kalabalık bölgelerdeki yerel halkın bazen biraz ters görünebildiği doğru. Bunu hemen kişisel algılamamaya çalışın. Büyük şehir temposu, kalabalık metro hatları, yoğun iş saatleri ve turistik bölgelerdeki bitmek bilmeyen hareketlilik, insanların daha kısa ve mesafeli davranmasına yol açabilir.
Fransızların şikayet etmeye yatkın olduğu da söylenir; hatta râler yani homurdanmak, günlük kültürün bir parçası gibi görülebilir. Bu her zaman size yönelik bir tepki değildir. Bir garsonun yorgun görünmesi, kasadaki kişinin kısa cevap vermesi ya da metroda insanların ciddi yüzlerle durması, mutlaka yanlış bir şey yaptığınız anlamına gelmez.
Koşuşturmacadan kaçmak
Eğer yorgun bir garson tarafından acele ettiriliyormuş gibi hissetmek istemiyorsanız, yemek yeme veya bir şeyler içme vakti geldiğinde başlıca turistik noktalardan birkaç sokak uzaklaşın. Büyük turistik yerlerin tam önüne kurulmuş brasserie’ler, hızlı müşteri akışına göre işler. Daha sakin bir mahalle mekanı bulmak için yapacağınız kısa bir yürüyüş, sizi pek çok rahatsız edici ve aceleci andan kurtaracaktır.
Fransa’da Görgü Kuralları Gerçekten Bu Kadar Önemli mi?
Kesinlikle. Burada ilk izlenim çok önemlidir. Bir turistin sadece gülümseyip neşeli bir bonjour diyerek yardım istemesi, potansiyel olarak gergin geçebilecek birçok durumu anında yumuşatabilir. Tatildesiniz ve iletişiminize biraz kibar bir sıcaklık katmanız, çoğu zaman Fransızların da önyargılarını kırıp size aynı nezaketle karşılık vermesini sağlar.
Türkçe konuşan ziyaretçiler için bunu şöyle düşünmek daha kolay olabilir: Fransa’da bonjour, Türkiye’deki “kolay gelsin”, “merhaba” veya “iyi günler” gibi iletişim kapısını aralayan sihirli bir kelimedir.
1. Her Zaman “Bonjour” ile Başlayın

Bu rehberin tamamından alacağınız en pratik tavsiye muhtemelen budur. Bonjour kelimesi, iletişime geçmeden önce karşınızdaki kişiyi fark ettiğinizi ve ona saygı duyduğunuzu gösterir. İster fırın, ister butik veya sessiz bir mahalle kafesi olsun, küçük bir dükkandan içeri adım atar atmaz veya bir çalışanla göz teması kurduğunuzda kullanmak çok nazik bir başlangıçtır.
En önemlisi, bir şey istemeden önce söylemelisiniz. Bir görevlinin yanına gidip doğrudan “4 numaralı peron nerede?” demek yerine, önce kısa bir giriş yapın: “Bonjour, excusez-moi…” yani “Merhaba, affedersiniz…” Bu küçük fark, alacağınız yanıtın tonunu belirgin şekilde olumlu yönde değiştirir. Akşam saatlerinde ise bu selamlama yerini sorunsuzca bonsoir‘a (iyi akşamlar) bırakır.
2. Temel Nezaket İfadelerini Öğrenin
Selamlaşmayı hallettikten sonra, günün geri kalanını rahat geçirmek için sadece birkaç kelimeye daha ihtiyacınız var. Sular seller gibi Fransızca konuşmanız beklenmez, ancak bu ifadeleri hazırda bulundurmak yerel kültüre ayak uydurmaya çalıştığınızı gösterir.
Küçük Nezaket Sözlüğü
| Türkçe İfade | Fransızca Karşılığı | Ne Zaman Kullanılmalı |
|---|---|---|
| Teşekkür ederim | Merci | Bunu sık sık kullanın. Bir garson kahvenizi masaya koyduğunda, biri yol tarif ettiğinde, kasada para üstünüzü aldığınızda veya size kapı tutulduğunda söyleyin. Kısa, akılda kalıcı ve çok etkilidir. |
| Lütfen | S’il vous plaît | Bunu herhangi bir isteğinizin sonuna ekleyin. Vitrindeki bir kruvasanı işaret ediyor olsanız bile, basitçe “Deux croissants, s’il vous plaît” demeniz yeterli. Türkçedeki “lütfen” kadar temel bir nezaket göstergesidir. |
| Afedersiniz / Özür dilerim | Excusez-moi / Pardon | Excusez-moi, bir garsonun dikkatini kibarca çekmek veya sokakta bir soru sormadan önce kullanılır. Pardon ise kalabalık bir metro vagonunda birinin yanından geçerken, hafifçe çarptığınızda veya kısa bir özür gerektiğinde kullanılır. |
| Hoşça kal | Au revoir | Bu, gelişteki bonjour kadar önemlidir. Küçük bir dükkândan çıkarken gülümseyerek “Merci, au revoir!” demek arkanızda harika bir izlenim bırakır. |
| İstiyorum / Alabilir miyim | Je voudrais | Yemek siparişi verirken veya bilet alırken, “istiyorum” anlamındaki je veux yerine bunu kullanın. Türkçedeki “alabilir miyim?” gibi kulağa çok daha yumuşak ve kibar gelir. |
| Rica ederim | De rien | Kelimenin tam anlamıyla “bir şey değil” anlamına gelir. Biri size merci dediğinde verebileceğiniz en standart yanıttır. Daha kibar bir seçenek olarak je vous en prie de duyabilirsiniz. |
3. Herkesin Türkçe veya İngilizce Bildiğini Varsaymayın
Seyahatlerde sık görülen bir sorun var: Ziyaretçi yerel birinin yanına gidiyor ve hemen İngilizce ya da telefonundaki çeviri uygulamasını uzatarak karmaşık bir soru sormaya başlıyor. Karşıdaki kişi konuyu anlasa bile, bu yaklaşım iletişimde ister istemez bir mesafe yaratır.
Türkçe konuşulmasını beklemek zaten gerçekçi değildir; İngilizce ise özellikle büyük turistik rotaların dışında her zaman işinizi çözmeyebilir. Paris, Nice, Lyon gibi şehirlerde turistik alanlarda İngilizce bilen çalışanlara daha sık rastlarsınız, ancak küçük kasabalarda, yerel pazarlarda, tren istasyonlarındaki bazı gişelerde veya aile işletmelerinde durum farklı olabilir.
Bunun çözümü basittir ve her zaman takdir görür. Söze kibar bir Fransızca selamla başlayın, ardından nazikçe sorun: “Excusez-moi, parlez-vous anglais?” (Afedersiniz, İngilizce konuşuyor musunuz?). İngilizce konuşamıyorsanız ya da karşınızdaki kişi anlamıyorsa, kısa cümleler, el kol hareketleri ve çeviri uygulamasıyla ilerlemek gayet normaldir. Önemli olan, iletişime doğrudan talepkâr bir tavırla değil, saygılı bir başlangıç yaparak girmektir.
4. Dükkan ve Pazar Kuralları
Gerekli selamlaşmaları ele aldık, şimdi alışverişin pratik tarafına bakalım. Fransa’da alışverişin ritmi Türkiye’dekinden biraz farklı olabilir. Özellikle küçük dükkânlarda iletişim daha mesafeli, tempo daha yavaş ve kurallar daha sessizdir.

Çalışma saatlerine saygı gösterin
Bu durum insanları genellikle hazırlıksız yakalar. Mağazaların sabahtan gece geç saatlere kadar aralıksız açık kalmasını beklemeyin. Birçok butik dükkân, Fransa’daki popüler destinasyonların göbeğinde bile öğle arasında kapanabilir; pazar günleri ise tamamen kapalı olabilir. Türkiye’deki esnek alışveriş saatlerine alışkınsanız, Fransa’da planınızı buna göre yapmanız gerekir. Özel bir mağazayı ziyaret etmek için yola çıkmadan önce çalışma saatlerini mutlaka kontrol edin.
Yavaş tempoya ayak uydurun
Fransız dükkânlarında hizmet çoğu zaman telaşsız ve özenlidir. Amaç alışverişi bir an önce aradan çıkarmaktan ziyade, sıradaki kişiye dikkatli hizmet vermektir. Eğer önünüzdeki müşteri kasapla hangi eti alacağı hakkında uzun uzun konuşuyorsa, sabırla beklemeniz gerekir. Gözle görülür şekilde sabırsızlanmak veya oflayıp puflamak süreci hızlandırmaz.
Sırayı bulun
Özellikle sabah pazarlarında sıra her zaman net bir kuyruk halinde olmayabilir. İnsanlar tezgâhın etrafında dağınık durur ama çoğu zaman kimin önce geldiğini bilirler. Emin değilseniz, tezgahtaki en yakın kişiye nazikçe sorun: “C’est à vous?” yani “Sıra sizde mi?” Bu, yanlışlıkla araya girmenizi önler ve iletişimi tatlıya bağlar.
Pazarlığı bit pazarına saklayın
Türkiye’den gelen bazı ziyaretçiler için bu önemli bir fark olabilir: Fransa’da sıradan mağazalarda, eczanelerde veya pazar tezgâhlarının çoğunda pazarlık edilmez. Etiketteki fiyat neyse odur. Pazarlık daha çok hafta sonu kurulan brocante‘larda, yani bit pazarlarında veya antikacılarda kabul edilebilir.
5. Fransız Restoranlarında Görgü Kuralları: Bir Yerel Gibi Davranın

Fransa’daki restoran deneyiminizi çok daha keyifli hale getiren şeylerden biri, Fransa’da denenmesi gereken yemekleri bilmek kadar, o yemeklerin hangi ritimle servis edildiğini anlamaktır. Buradaki restoran mantığı Türkiye’dekinden farklıdır: servis daha yavaş olabilir, garson masanıza daha az uğrayabilir ve yemek uzun süren sosyal bir ritüel olarak görülür. Bu farkları bilmek, “Acaba bizi unuttular mı?” telaşını ortadan kaldırır.
Yer gösterilmesini bekleyin
Hızlı bir espresso için sıradan bir kafede duruyorsanız, genellikle terastaki boş bir masaya geçip oturabilirsiniz. Ancak akşam yemeği için bir restorana giriyorsanız, karşılama görevlisi veya garson sizi masanıza yönlendirene kadar girişe yakın bir yerde beklemek daha şık bir davranıştır.
Yemeğin yavaş temposuna uyum sağlayın

Fransa, insanların yemek yemeye ayırdığı süre açısından dünya çapında sürekli olarak ilk sıralarda yer alır. Burada yemek sadece karın doyurmak demek değildir; günün en önemli molasıdır. Türkiye’de de uzun sofralar ve koyu sohbetli yemekler tanıdık bir kültürdür, ancak Fransa’da restoran servisi bilerek bu yavaş ritme göre ayarlanır. Garsonunuz, rahatça sohbet edebilmeniz ve yemeği sindirmeniz için tabakların geliş hızını kasıtlı olarak yavaş tutabilir.
Hesabı siz istemelisiniz
Son lokmanızı bitirdiğinizde, garson hesabı otomatik olarak masanıza getirip bırakmaz. Fransız yemek kültüründe bir müşteriye “kalk git” mesajı vermek çok ayıp kabul edilir. Kalkmaya hazır olduğunuzda garsonla göz teması kurun ve basitçe “L’addition, s’il vous plaît” (Hesap lütfen) deyin.
Bahşiş sadece ekstra bir jesttir
Kanunen, menüdeki fiyatlara servis ücreti zaten dahildir. Yemeğin sonunda faturanın yüzde bilmem kaçı kadar hesap yapmanıza gerek yoktur. Türkiye’de bahşiş bırakmak çoğu zaman yazılı olmayan bir zorunluluk gibi algılanabilir; Fransa’da ise bahşiş daha çok takdir göstergesi olan küçük bir inceliktir. Yemek beklentilerinizi aştıysa masada birkaç euro bozukluk bırakmak hoş karşılanır, ancak mecbur değilsiniz. Bu yüzden bahşişi, Fransa fiyatları ve seyahat bütçesi içinde küçük ve esnek bir ekstra olarak düşünmek daha doğru olur.
Ücretsiz su için sihirli kelimeler
Fransa’da restoranda musluk suyu içmek son derece normaldir ve ücretsizdir. Ancak yoğun turistik bölgelerde sadece “su” derseniz garsonlar size ücretli şişe su getirebilir. Ücretsiz su istiyorsanız özellikle “carafe d’eau” (bir sürahi musluk suyu) demeyi unutmayın. Çekinmenize hiç gerek yok, herkes böyle yapar.
6. Geleneksel Sofra Adabını Anlayın
Ayaküstü bir krepçide atıştırıyorsanız duruşunuz hakkında fazla düşünmenize gerek yok. Ancak şık bir restoranda yer ayırttıysanız veya yerellerle daha resmî bir akşam yemeği paylaşıyorsanız, birkaç geleneksel kurala uymak mutfak kültürüne saygı duyduğunuzu gösterir.
Birçok ziyaretçi için en ilginç fark, ellerinizle ne yapacağınızdır. Fransa’da ellerinizi tamamen masanın altına veya kucağınıza saklamak yerine, bileklerinizi hafifçe masanın kenarına dayayarak görünür tutmanız beklenir. Yemek yerken dirseklerinizi masadan uzak tutun. Ayrıca tabakta kalan sosu sıyırmak için parmaklarınızı kullanmak yerine küçük bir parça ekmekten yardım alabilirsiniz.
Son olarak, masanın ahengini bozmamaya çalışın. Başlamak için herkese servis yapılmasını bekleyin, tabaklar arasında acele etmeyin ve yemeğin keyfini çıkarın. Bu yönüyle Fransız sofrası, Türk sofra kültürüne düşündüğünüzden çok daha yakındır: yemek, sadece yemek değildir; asıl mesele sohbet etmek ve o anı paylaşmaktır.
7. Kamusal Alanlarda Ses Seviyesine Dikkat Edin

Fransa’da metroda veya sokakta genel ses seviyesi birçok Türk ziyaretçiye biraz daha sessiz gelebilir. Toplu taşıma araçlarında seyahat ederken, kapalı alanlarda veya bir kafe terasında dinlenirken, ortama ayak uydurmak genellikle günlük konuşma sesinizi biraz kısmak anlamına gelir.

Yerel halk restoran ve kafelerde hararetli ve tutkulu sohbetler etse de, seslerini genellikle kendi masalarıyla sınırlı tutmaya özen gösterir. Toplu taşımada da yolculuklar insanların kendi dünyalarına çekildiği anlar olarak görüldüğünden, telefonla uzun uzadıya sesli veya görüntülü görüşmeler yapmak pek hoş karşılanmaz. Elbette bu her yerde geçerli katı bir kural değildir; ancak çevrenizdeki ortalama ses seviyesini gözlemleyip ona göre davranmak, çok daha huzurlu bir deneyim yaşamanızı sağlar.
8. Özenli Giyinin Ama Fazla Düşünmeyin
Meşhur “Çabasız Fransız şıklığı” fikri, bavul hazırlamayı gözünüzde büyütebilir, ancak sokaklardaki gerçeklik çok daha pratiktir. Yerel halk çoğu zaman sade, günlük kıyafetler giyer. Bol bol düz kot pantolon, klasik spor ayakkabı, rahat kazak, trençkot, sade mont ve nötr renkler göreceksiniz.
Ancak rahatlık ile paspallık arasında ince bir çizgi vardır. Çok fazla çabalamak da turist olduğunuzu ele vermenin en hızlı yollarından biridir. Fransız beresi, çizgili tişört veya aşırı “Parisli” görünmeye çalışan klişe kombinlere ihtiyacınız yok. Türkiye’den gelirken günlük şehir kıyafetlerinizi biraz daha sade ve temiz çizgilerle düşünmeniz yeterli. Kıyafetiniz saatlerce Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürüyecek kadar rahat, aynı zamanda güzel bir kafeye oturacak kadar derli topluysa, tam isabet demektir.
9. Kendi Alışkanlıklarınızı Havalimanında Bırakın
Yeni bir ülkeyi alışık olduğunuz şeylerle kıyaslamak tamamen doğal bir insan refleksidir. Ancak bu sadece Fransa’da değil; ziyaret ettiğiniz her yerde geçerlidir: bu karşılaştırmaları sürekli yüksek sesle dile getirmek, yerel halkla aranıza duvar örebilir.
“Türkiye’de böyle olmaz”, “Bizde servis çok daha hızlı” gibi cümleler bazen haklı bir şaşkınlıktan doğabilir. Ama bunları küçümseyici bir tonla söylemek itici algılanır. Fransa’da olmanın güzel yanı, sistemlerin, yeme içme alışkanlıklarının ve hizmet sektörünün farklı önceliklere göre işlemesidir. Her şey Türkiye’deki gibi olmak zorunda değildir; zaten seyahatin asıl keyfi de bu farklılıklardadır. Gittiğiniz yerin memleketinizle aynı olmasını beklemeyi bırakıp yerel ritme kendinizi bıraktığınızda, tatil stresiniz sıfıra inecektir.
10. Sosyal Ortamlara ve Sohbetlere Ayak Uydurmak
Bir barda yerellerle sohbete başlarsanız veya bir akşam yemeği davetine katılırsanız, sosyal dinamikler değişir. Ortamı doğru okumanıza yardımcı olacak bazı yazılı olmayan kurallar vardır.
Tartışmaktan korkmayın
Konuşmalardaki dobralık sizi şaşırtabilir. Fransızlar genellikle fikrinizin yanlış olduğunu düşünüyorlarsa bunu dolandırmadan doğrudan söylemekten çekinmezler. Bu her zaman kabalık anlamına gelmez. Hararetli, fikir odaklı tartışmalar burada sosyalleşmenin doğal bir parçasıdır. Arkadaşlar bir kadeh şarap eşliğinde siyaset, şehir planlaması veya sinema üzerine kıyasıya tartışır ve sonra akşama hiçbir şey olmamış gibi keyifle devam ederler.
Hassas konuları bilin
Birine ne iş yaptığını sormak normaldir, ancak ne kadar maaş aldığını veya parasını sormak büyük bir nezaketsizliktir. Kişisel servet, maaş ve özel aile meseleleri özel hayata girer ve sorulmaz. Siyaset de Fransa’da her zaman konuşulan ama yeri geldiğinde epey alevlenen bir konu olabilir.
Küçük bir hediye götürün
Yerel bir eve veya rahat bir ev partisine davet ediliyorsanız, asla eli boş gitmeyin. Bu alışkanlık Türk misafirperverliğine oldukça yakındır. İyi bir şişe şarap, kaliteli çikolata veya Türkiye’den getirdiğiniz küçük bir lokum kutusu çok hoş karşılanacaktır.
Selamlaşmada ustalaşmak
Fiziksel selamlaşmaya gelince, kesin bir kural olarak hemen sarılmaktan kaçının. Türkiye’de samimiyet göstergesi olarak sarılmak çok yaygındır, ancak Fransa’da sarılmak sadece çok ama çok yakınlara ayrılmış bir harekettir. Biriyle ilk kez tanıştığınızda, abartısız bir el sıkışma en güvenli seçenektir.
Bir de geleneksel selamlaşma olan bise, yani yanak yanağa öpüşme var. Öpücüklerin sayısı bulunduğunuz bölgeye göre değişebilir. En iyi taktik, acele etmeden yerel kişinin hareketini beklemektir. Eğer bise için eğiliyorlarsa, sadece onlara ayak uydurun.
Fransa’da Görgü Kuralları Hakkında SSS
Fransa’daki en önemli görgü kuralı nedir?
Bir soru sormadan, yemek sipariş etmeden, bilet almadan veya küçük bir dükkâna girmeden önce temiz bir bonjour demek açık ara en önemli kuraldır. Bu, Fransa’daki günlük insan ilişkilerinin en temeli ve kilididir.
Fransa’da ne kaba kabul edilir?
Sıranın belirsiz olduğu yerlerde dikkatsizce öne geçmek, garsonlara sipariş verirken aceleci davranmak veya yerel alışkanlıkları sürekli kendi ülkenizle kıyaslayıp eleştirmek kötü izlenim bırakır. Ayrıca konuştuğunuz kişinin doğrudan Türkçe veya İngilizce konuşmasını beklemek yerine, söze küçük bir Fransızca selamla başlamak her zaman daha zariftir.
Turistler Fransa’da Fransızca konuşmalı mı?
Sular seller gibi Fransızca bilmenize hiç gerek yok. Ancak birkaç temel ifade öğrenmek seyahatinizin tüm havasını değiştirir. Bonjour, merci, s’il vous plaît gibi kelimeler hem saygı gösterir hem de iletişimi çok daha sıcak bir hale getirir.
Fransa’da bahşiş bekleniyor mu?
Bahşiş zorunlu değildir. Restoran hesabınıza kanunen servis ücreti zaten eklenmiştir. Harika vakit geçirdiyseniz, masada birkaç ekstra euro bırakmak güzel bir jesttir ancak Türkiye’deki gibi belirli bir yüzde bırakma baskısı hissetmenize hiç gerek yoktur.
Fransa’da insanlarla nasıl selamlaşılır?
İş görüşmeleri veya biriyle ilk kez tanışmak için kısa bir el sıkışma en güvenilir yöntemdir. Arkadaşlarınızla buluşuyorsanız veya rahat bir sosyal ortama giriyorsanız, bise yani yanak yanağa öpüşme selamlaşması kullanılır. Emin olamazsanız, karşınızdaki kişinin hamlesini bekleyip ona göre karşılık verebilirsiniz.

